Bilgi paylaştıkça çoğalır

Şehrin guguk kuşları henüz bitiriyorlarken sabah vardiyalarını;
Barut kaplı gezegenin yegâne kıvılcımı alevlendirir sabahı,
Helios’un umutsuzca peşinden arabasını sürdüğü kadın!

Nekrofil marangozların ucube ormanlarında süzülür mezarların arasında
Metal bacaklı plastik köleler secde ederlerdi çehresine
Yürüyen ölüler mizanseninin orman gözlü Prima Donna’sı.

Bir şarkı uzağıma tünerdi bedeni, sabahlar öğleni bulurlardı bazı bazı
Ciğerim çıksa dahi doğacak güneşi beklerdim, gündüz rüyalarımın ekseriyetinde şarap kokardı elleri;
Çevremi saran kartallar değildi de, şişelerdi sanki yanı başımda şafağı gözleyen.

(Bunca vakit yüz seksen şaşıyla yattım da, kör oldum da mı görmedim?
Yüz seksen derece döndü dünya da, ben mi dönüp bakmadım ardıma?
Modern çağların Mona’sı! O bana gülümsedi de, mürekkebi mi yazmadı kalemimin?)

Bazen yeşil bir bakışla doğarsın işte hayata, hele bazen, bazen güneş hiç doğmaz.
Kısır bir kumardır yolunu gözlemek bulut tenli Tanrıça’nın velhasıl;
Ölümüne bir tiyatrodur zaten umutlanmak.

-Gel geceleri çocuk olalım seninle; yanağına düşmüş çilleri sayayım ufak ufak
Kuşlar şarkılarına henüz başlamış, yüzüne vurmamışken daha ışık uyuyan devin,
Söküverelim şafağı ufuğun aksinden, ‘Ruhum sende’ oynayalım
Hayali surlarında ütopyaların.-

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here