Bilgi paylaştıkça çoğalır

   Sonucuna katlanmak istemediğiniz bir duruma, kendi yöntemlerinizle katlanma yoludur yalan söylemek. Uzaklaşmaktır kimi zaman kaçıştır. Birçok insan zayıflığından söyler. Ne kadar zararsız da olsa kalbinizde bir yerde sizi ezer o yalanın verdiği suçluluk duygusu, günahı. Bazen sokakta ,otobüste, arkadaş ortamında, bir ders arasında, yahut bir yüz ifadesinde hatırlanır söylenen yalan ve o anda beyin işlemeye başlar, kendinizi bir şekilde haklı çıkarmaya, rahatlatmaya çalışırsınız, bu da kendinize söylemeye çalıştığınız başka bir yalandır. O anı, o dakikayı zehir etmemek için neler uydurulur, ne bahaneler bulunur vicdan azabından kaçmak için. O an 190 IQ gücünde işler beyniniz.

   Yalanın bizim için tarihçesi çocukluğumuzda başlar. Bizlere büyürken o kadar çok yalan söylenir ki, tabakta bırakılan yemeğin arkamızdan ağlayacağından tutun da,  yaramazlık yaptığımızda polisin bizi alıp götüreceğine, uyumazsak karanlıktan öcü geleceğinden, yolda annemizin elini bırakırsak cehenneme gideceğimize kadar. Belki bizi korumak için söylenirdi bu yalanlar ama büyüdükçe söylenenlerin yalan olduğunu öğrendikçe hayatımızda bir yeri olduğunu ve söylenmesinin ihtiyaç olduğuna inandırdık kendimizi.
Doğruya, yanlışa, hayata, arkadaşlığa, siyasete, sekse, ilişkilere ve hatta dine dair o kadar çok yalan söylendi ki bu yalanlar olmadan yaşayamaz olduk. O yalanlarla öğrendik alfabeyi, hayatı insanları öyle tanıdık.

   Yalan öyle bir şeydir ki sadece bir tane söyleyerek bile karşınızdaki insanın üzerinizdeki algısını tamamen değiştirebilirsiniz ya da sadece bir tanesini fark ederek bile bir insan hakkındaki tüm algınızı değiştirebilirsiniz. Bazen de gözün kapalı inanırsın söylenen yalana. Duyduğunun, gördüğünün yalan olduğunu bile bile inanmak istersin. İçin acısa da boğazın düğümlense de, o an inanmak istersin. İnanmasan daha çok mutsuz olacağını bilirsin, dahası inanmazsan eğer yalan söyleyen kişinin yalanına ve yalan söyleyen kimseye birazcık değer de veriyorsan onu da huzursuz edeceğini hissedersin, sen huzursuz bile etmek istemez inanırsın çaresiz, gözün kapalı inanırsın.. İnansan da için rahat olmaz ama neylersin. Darlanmış nefesinle tam veremediğin karbondioksitin hep içinde birikir, rahat rahat veremedikçe içindeki nefesini işte o seni yavaş yavaş boğar, geçmez içindeki sıkıntı. O değersizliği hissetmek, yalan söylenilen olmak, zedelenen onurun senden alıp götürecekleriyle beraber, o kadar çok hissin, duygularının, samimiyetinle birlikte her bir hücreni kırar döker. Söylemek kötülüktür, ucuzluktur, ama maruz kalmanın böylesi çok daha zordur.

   Hayatlarımızı birbirine yakın veya uzak kılmak istediğimiz de samimiyetine gerçeklerden daha çok inandığımız bir olgu haline gelir yalan söylemek. Bu yüzden Özdemir Asaf “Yalan, iyi söylenmemiş bir doğrudur.” der. Bu yüzden her defasında inanırız kendi yalanlarımıza bile. Yalanlarla yaşarız çünkü hayal kırıklığını hayal kuramama düşüncesine tercih ederiz. İknâ olduğumuz bu trajedi, kötüdür, çok kötüdür. Zira yalan ahlâki bir açık değil; vicdani bir boşluk, insani bir yaranın kabuğudur. Bu noktada yapılması gereken tek şey, kötü olanı değil, korkutucu olanı göze alarak hareket etmek. Nasıl olsa öyle ya da böyle en az bir şeyden vazgeçiyoruz.

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuYazmak Üzerine
Sonraki konuDer erste Bildhauer des Kubismus auf der Welt ist in Göbeklitepe
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here