Bilgi paylaştıkça çoğalır

    Jeanette Winterson‘la tanışıklığımız Vişnenin Cinsiyeti‘yle başlar. Her ne kadar adı ve kapağı “ne şimdi bu çocuk kitabı mı” sorusunu akıllara getirse de Vişnenin Cinsiyeti için yapılacak en güzel yorumun “büyükler için masallar” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.  Winterson,  masalların mutlu biten sonlarını klişelikten kurtararak  on iki masalındaki on iki prensesine “bir prensesin pek de cesaret edemeyeceği” kararlar aldırmış ve destansı – romantik dilini satır aralarına ustalıkla yerleştirerek okuduğumuz her cümlede bir elmasın içinde uyanıyormuş hissini yaşatmıştır bize.

        “Winterson’un on iki prensesi de sonsuza kadar mutlu yaşamıştır ama kocalarıyla değil!”

SEL* Yayınlarından çıkan bu kitap, bordo kapağın üzerindeki gözlerini havaya dikmiş siyah baykuşun ağzında tuttuğu iki vişne tanesiyle oldukça neşeli bir havaya sahip. Öğretmenlik yaptığım okulda boş bulduğum her an elimden düşürmeden ve cümlelerin altını sık sık çizerek okuduğum Winterson’un bu eğlenceli kitabı öğrencimle aramda şöyle bir diyalogun gelişmesini sağladı:

– Öğretmenim! Vişnenin cinsiyetini biliyor musunuz?

– Kitabı bitirmeden bunu söylemem pek mümkün değil Selin.

– Öğretmenim, ben İspanyolca dersleri alıyorum ve o dilde meyvelerin cinsiyeti var. İsterseniz size vişnenin cinsiyetini söyleyebilirim.

– Bak şimdi merak ettim, neymiş vişnenin cinsiyeti?

Vişne bir kız öğretmenim! Tatlı, yaramaz ve kendi rengine bayılan bir kız!

– Evet, Selin. Vişne, bir kız.

Winterson’un yazılarında tesadüflere yer vermediğini anlamak vişnenin cinsiyetini keşfetmekle doğru orantılıydı. Vişne tabii ki bir kızdı!

jeanette-winterson

Winterson’un kitaplarındaki otobiyografik esintiler Vişnenin Cinsiyeti’nde kendini masalsı anlatımın gerilerine düşürmüş olsa da Tek Meyve Portakal Değildir ve Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın kitaplarında olağanca çıplaklığıyla karşımıza dikilir. Tek Meyve Portakal Değildir otobiyografik bir kitap olmakla birlikte içinde kurgu da barındırır. Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın da hiçbir zaman anlaşamadığı koyu Hristiyan üvey annesi Constante Winterson’la bir nevi yüzleşmesini görürüz. Onu sever, onu anlamaz, ondan kaçar, ondan nefret eder ve onu affeder.

Winterson, eşcinsel olması ve komşu kızı Helen’e duyduğu aşk sebebiyle HristiyanlığınPentakostal mezhebine mensup muhafazakar ailesinin yanından ayrılıp Oxford’a girdiği ve ağır depresyon geçirdiği dönemde öz annesine üvey annesi Constante Winterson için şunları diyecektir:

 “O bir canavardı. Ama benim canavarımdı. İyi ya da kötü doğru ya da yanlış yanımdaydı. Peki sen neredeydin?”

Constante Winterson okulları “günah evleri” olarak gördüğü için Jeannette’yi bir dönem okula göndermez ve eğitimiyle bizzat ilgilenir.Winterson’un İncil ve Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’si dışında kitap okumasına izin vermemesi, Winterson’un zorunlu olarak okula başlaması ve orada edebiyat camiasının sonsuzluğunu keşfetmesiyle son bulur.

Winterson’un her meyve istediğinde annesinin ona portakal getirmesi dikkatinden kaçmaz. Meyve yerken bile farklılıklara tahammülü olmayan annesiyle aynı frekansta olmadığını anlaması da bu döneme denk gelir. Winterson, portakalı sevmektedir ancak biliyordur ki tek meyve portakal değildir…

    “Eğer belirli bir yerdeyseniz, belirli şeyler görmeyi beklerdiniz: Koyunlar ve tepeler, deniz ve balık… Süpermarkette bir fil olsa onu ya hiç görmezdiniz ya da ona Mrs. Jones diye hitap edip balıklı börekten söz ederdiniz. Ama büyük olasılıkla, çoğu insanın anlamadığı bir şeyle karşı karşıya gelince yaptığını yapardınız:

 Paniğe kapılmak.” (Tek Meyve Portakal Değildir, s.63)

Jeanette-Winterson     Winterson kendine has cümle kurgusu ve hayatın gerçekliğini hem can yakmadan hem de değerinden eksiğine bozdurmadan anlatabilme yeteneği ile insanı “ileri düzeyde İngilizce öğrenme” telaşına sokar. Okurken derin nefesler alıp dersiniz ki:

“Sen orijinalinden okunmayı hak eden bir yazarsın!”

     6 yaşında evlatlık verildiği ailesinin yanından 16 yaşında cinsel yönelimi nedeniyle yaşadığı zorluklara dayanamayarak ayrılan ve hayatının geri kalanını hep “tek” başına idame ettirmek zorunda kalan Winterson, dünya edebiyatının en büyük problemlerinden biri olan edebiyatın içine çöreklenmiş “eril dili” elinin tersiyle iterek; cinselliği, gerçekliği, hayatı, aşkı, kadınlığı keskin ve sınırları zorlayan zekasıyla “kadınca” anlatmayı başarmış, farklılığı ve “denenmemişi deneyen” cesaretiyle son dönem edebiyatının en güçlü kadın yazarlarından biri olmuştur.

Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın kitabının en can alıcı yeri de şurasıdır:

– Jeanette, nedenini söyler misin bana?

– Neyin nedenini?

– Neyin olduğunu biliyorsun…”

İyi ama nedenini bilmiyordum ki… Neden böyle olduğumu, neden annemi bir türlü hoşnut edemediğimi. Ona istediğini veremediğimi. Onun istediği gibi olamadığımı. Ne istediğimi ya da neden istediğimi. Ama bildiğim bir şey var:

– Onunlayken mutluyum, çok mutluyum anne.”

Başını tamam anlamında salladı. Anlıyor gibiydi, ben de bir an için, cidden fikrini değiştireceğini, oturup konuşabileceğimizi, cam duvarın aynı tarafında olabileceğimizi düşündüm. Bekledim.

“Söylesene Jeanette, normal olmak varken neden mutlu olasın ki?”

Winterson, mutlu olmayı seçmişti.

Ve iyi ki mantıklı seçimleri olan bir kadındı!

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuZil Çaldı, Kulaklarım Çınlıyor
Sonraki konuBir Şair Portresi: Attila İlhan’ın Şiirindeki Kadınlar 1
Dünya masallarını anlatmakta ünlüymüş. Ünlü dediysek, kendi mahallesinde. Duyumlara göre Tezer Özlü severmiş çokça. Arada Kafkalığı tutarmış, bazen kendi kendine sayıklarmış, bazen de bilinmeyen dillerle konuşurmuş. Edebiyat bitirmiş, öykü yazmış, roman okumuş.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here