Bilgi paylaştıkça çoğalır

Uzun zaman sonra ilk defa aldım elime kalemi. Önüme de beyaz bir kağıt koydum. Köşeleri biraz siyah lekelerle dolmuş ama olsun. Cümlelerimi de kirleteceğini düşünmüyorum. Hasan Öğretmen’in geçenlerde dediklerine kulak verdim ve niyetlendim ben de bir şeyler yazmaya. Bir şeyleri, bir şeyler vasıtasıyla yazmaya. Yazdıklarımda kendimi bulabilme niyetiyle yüreğimi tamamen kalemime ve kağıdıma teslim ettim. İçimden geldiği gibi, yüreğimin kollarını açtığı büyüklükte yazmaya başlamak istiyorum artık. İnsan, okumamış ya da benim gibi okuyamamış olunca hayatın acı gerçeklerine çok erken yaşlarda şahit oluyor. Kalemden, kitaptan uzak kalmanın acısı ve de çaresizliği, genç yaşımda benim gibilerini içten içe üzüyordur. Her neyse. Böyle dert yakınmalarla hevesimi hemen kırıp vazgeçirmemeliyim kendimi bu işten. Artık başlamalıyım. Ve işte başlıyorum.

“Selamünaleyküm. Buralarda da böyle selam sabah etmeler uygun mudur bilmiyorum. Ama samimiyetten olsun benimki. Çok zamanlar sonra ilk defa elimde kalem, önümde de kağıt var. Uzun cümleler kurmayı pek sevmem. En azından yazarken. Gerçi yıllar önce yazmıştım. O da Hasan öğretmenin her derste verdiği ödevler yüzünden olmuştu. Böyle şeylere de bir anda anlam veriyor olmam ne kadar da garip. Allahallah! Her neyse. Benim adım Veli. “Deli Veli” derler bana genelde köyün gençleri. Niye diye sormayın anlatmak istemem. Çünkü açıklamasını mantıklı bulmuyorum ben. Hem ne varmış yani, sabahları güneşin doğuşunu izlemek için bizim damın başına yorganımla çıktığımda? Hem deli olanlar bunu yapmıyor ki. Onlar sokaktan geçenlerin kafalarına vurup vurup kaçıyorlar. Üstelik dedelere bile vuruyorlar sakallarına bakmadan. Bunlar da hepten deli yahu. Ha-ha. Bizim köyün güzel bir kızı var bir de. Yasemin. Benim Yasemin’im. Ahh ahh! Bak yine aklıma gelir oldu. Ben de bu kağıt ilen kalem aklımı alır biraz diye düşündüm amma yine benim kafa oraya gitti şimdi iyi mi! Neyse canım. Anam ilen babam isteyecekler Yasemin’i cebim biraz para gördüğünde. Bizim iki öküzü de satarsam babasının karşısına çıkacak rahatlığı bulurum herhalde. İnsan heyecanlanıyor böyle durumlarda. Mesela şu an kalbim dışarı fırlayacak gibi ama bu duygu buralara nasıl yazılır bilemem ki şimdi ben! Kendimi yazıp kendimi konuşuyorum gerçi. Fazla endişelenmeye gerek yok. Ya birileri bulursa bu yazdığımı? Karşıma geçip köyün gençleri gibi okuyup pis pis gülerlerse bana? Aman gülerlerse gülsünler canım. Gülseler de kızsalar da Yasemin yine benim Yasemin’im sonuçta. Telaşlanmaya gerek yok. Ya benim olamazsa günün birinde? Tövbe tövbeee! Ben her aklıma geleni buralara yazıp böyle acı çekecek miyim acaba? Bu yazmaya da essahtan yürek gerekir haa! Büyük yazar adamlarda nasıl bir yürek vardır ki ola? Bizim Murat abi de bunlardandı herhalde. Yıllar önce büyük şehirlere gideceğim kitap yazıp geleceğim demişti. Gitmiş, dediklerini de bir bir yapıp gelmişti. Evlerine yolum düşmüştü geçenlerde. Odası evin giriş kapısından biraz görünüyordu. Kocaman kocaman kalın kitaplar doluydu tüm dolap. Aklıma birkaç yazar ismi takılmıştı. Neydi onlar dur bakayım. Hah! Tutunamayanlar’ı gördüydüm Oğuz Atay’ın kitabını. Sonraaa. Yusuf Atılgan mıydı Atılan mıydı tam çıkaramadım. Aylak Adam’ı vardı. İlk bu iki kitabı gördüydüm zaten. Sahi yahu! Nasıl yazmıştır ki bu adam Aylak Adam’ı ? Bizim köyün delileri gibi o da vurup kaçıyor mudur dedelerin kafasına? Yoksa bir yerde oturup insanlara bir şeyleri sürekli anlatanlardan mıdır inatçı keçiler gibi? Ha-ha. Gerçi öyle ya. Aylaklık da bir şey. Kendini kabul ettiriyordur birilerine yine de. Benim gibi neyi, nasıl, ne şekilde yapacağını bilemeyen değildir. Bendeki arada kalmışlık başka hangi insan evladında vardır ki zaten? Baksanıza daha Yasemin’i bile alamadım kendime. Cebim de dolu değil henüz. ‘İnsan dert doldukça olgunlaşır’ derdi büyük dedem. Derdi olmayanlar düşünemez, olanlara akıl erdiremez derdi. Dert doluyorum da ne oluyor be dedeciğim? Ya da bir dakika yahu! İnsan çok güçsüz bir varlıktı aslında. Küçük bir hayal kırıklığı tüm yaşantısını yerle bir edebiliyordu. Bakın bana. Deli dediler diye nasıl da hemen küplere binip çıldırıyorum. Halbuki onlara kulak asmamayı ben de isterdim. Umursamaz olmak lazım değil midir bazen? Çünkü öyle olsam dünya sanki benim etrafımda dönmeye başlardı. Ben de yakardım bunun üstüne bir sigara. Tüttüre tüttüre emrim altındaki insancıkları izler, keyif sürerdim. İyi de bu kadar kötü olamam ki ben. İnsanları bu kadar aşağılayamam ki. Yasemin, bostan sularken demişti ya bana. (Ne demişti Veli?) ”Veli sen çok iyi bir insansın. Ve hep böyle kal olur mu?” demişti ya. Tabi ki böyle kalacağım Yasemin. Sonra seni de isteyeceğim babandan mutlu mesut yaşlanmayı bekleyeceğiz beraber bağdaş kura kura. Allah bilir ya güzel günlerim olacaktır benim Yasemin ile. Yine de duayı, amini eksik etmemem gerekiyor haliyle. Gerisi de zaten güneşli, berrak günler olacaktır. Buna eminim. İçeriden sesler gelmeye başladı. Anamlar bostan sulamadan geldiler herhalde. Ben de bugünlüğüne ya da en azından bir süreliğine burada bırakayım. Tekrar yazarım ileride belki. Ya da yazmam ya, ne yazacağım! Baksanıza bir sürü duygulara kapıldım durdum. Hem o kocaman yürekli adamlar gibi değilim ki ben. ‘Onlar şehirlidir, elbet bir bildikleri vardır.’

1 yorum var

  1. Bana isimdaş olan arkadaşımla karıştırılıyorum.mesaj gönderenler ve telafon edenler var. oyazının sahibi ben değilim. ancak bazı konularda kabul edilyorum.Çünkü bütün insanlar içinde bulundukları ortamlara göre DELİ olabileceklerini kabul ediyorum÷ Veli ünal.em.asb.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here