Bilgi paylaştıkça çoğalır

Düşündüm, başımı salladım, “Eh işte, biraz anlarım” deyip kahvenin köpüğüyle oynamaya devam
ettim. “O zaman ritim tutmaya başla, gözlerin doluyor yine kırk yıl
öncesine giderken” deyip masanın altından ayağımı dürttü. Yumuşak bir şarkı
geldi aklıma, mutlu bir şarkı. İnsanlar yağmurda kaçışırken, şemsiyeli
adamın mutluluğu canlandı kulaklarımda. Yağmurda şarkı söyleyen adamın
mutluluğu. Şemsiyesini yağan yağmurdan korunmak için değil onunla dans
etmek için kullanan adam. Gözlerim dolmuştu, “Hadi Yahya başla” dedim.
“Birlikte söyleyelim”. Sadece tebessüm etti yüzüme bakarak “Biliyorsun ben
söyleyemem” Eliyle alnıma dokundu, “Sen söyleyeceksin” diye fısıldadı.
“Yağmurda şarkı söyleyen adam ol. Karı, soğuğu, ısıtamadığın ellerini her
şeyi unut ve ona yeniden renkleri sor. Koltuğa kıvrılmış yatarken duyduğun
ritimle başla!” Söylediklerini hatırladıkça gülümsüyordum ama sonra durdum.
“Yahya, son söylediklerin… Artık yok” Bunun için şarkı söylemek saçma
geliyordu. Birden Yahya kolumdan tuttu, “Unutursan, yaşamadın sayarsın ama
yaşadın. Bugün bir kahve bardağının dibinde kırk yılın peşine düşüyorsun.
Yeniden “sen” olabilmek için yeniden şarkılar söyle, yeniden yazmaya başla,
yeniden kendine dön ve yukarıya bakmayı sakın unutma. Yıldızlar… onlara
sakladıklarını unutma.” Yahya’nın söyledikleri bittiğinde kendimi küçük
masanın yanında, ayakta durmuş kahve bardağının dibindeki kahverengi
çembere bakarken buluyorum. Garson birkaç seslenişten sonra bile bana
sesini duyuramamış olmalı ki en sonunda kolumdan tutup hafifçe sarsıyordu.
“Artık kapatıyoruz bayım, iyi misiniz?” diyor genç adam yüzüme şaşkınlıkla
bakarak. Dalgınlıkla başımı sallıyorum, hesabı öderken içimdeki ufak
mahcubiyetle cebimdeki bozuk paraları bahşiş için bırakıp ayrılıyorum
oradan.

Kar durmuş ancak yağmur kapıdan çıktığım anda ıslanmadık yer bırakmamıştı
üzerimde. Ellerim ceplerimde, aklımda kırk yıl önceki yağmurlu gün. Şarkıyı
mırıldanıyorum hafifçe. Bu sefer caddenin karşısına geçecekleri anı
kollayanların yanına yaklaşıyorum. Bir kadın kendisine yeşil ışığın
yanmasını bekleyemiyorken şemsiyesinden dolayı hızla gelen aracın
uzaklığını kestirememiş olacak ki birden yola atlıyor. Kırk yıl önce olduğu
gibi. Ancak bu sefer ben tutup kenara çekebiliyorum son anda. Kırk yıl önce
yapmam gereken şekilde. Kadın az önce yaşadıklarının heyecanıyla yüzüme
bakıyor, elleri ve sesi titreyerek teşekkür ediyordu. Sadece başımı
salladım. Beklenen ışık yandı, caddenin karşısına geçip kolumun altındaki
şemsiyeyi çıkardım ve köşeyi döndükten sonra bir süre ufak dans adımlarıyla
eve yürümeye devam ettim, yağmurun altında şarkımı mırıldanarak.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here