Bilgi paylaştıkça çoğalır

“Banyoya gidiyorum. Gözümü içeriden oyan, canımı yakan his yokmuş gibi gözlerimi sonlarına kadar açıyorum. Yanmakta olan gözümde o kadar şeye rağmen en ufak bir kızarma dahi yok. Kanlanma yok. Bir tane damar bile görünmüyor. Kusursuz. Fazla kusursuz.

Musluğu açıyorum ve en soğuk dereceye getiriyorum. Mutfağa gidip çekmeceden ihtiyacım olan aleti alıyorum. Pantolonumu çıkarıyorum ve kemerimi katlayıp dişlerimin arasına sıkıştırıyorum. Tenimi uyuşturan soğuk suyu gözüme çarpıyorum. Tüm hisler kayboluyor.

Ya şimdi ya hiç.” (Tanıtım bülteninden)

Sentetik Distopya isimli kitabı kısa bir süreden beri satışta olan Andrey Fyodorovich Tsoy, Organik ailenin bir ferdi olarak ilk tanıtım söyleşisini doğal olarak Organik İnsan ile gerçekleştirdi. D&R, idefix başta olmak üzere bazı satış noktalarında şimdiden tükenmek üzere olan Sentetik Distopya ile ilgili, Kemal Ünal’ın sorularını yanıtladı.

– İlk olarak kitabının ismi ile başlayalım dilersen. Distopya’yı kelime anlamı olarak ütopya kavramına anti-tez mahiyetinde oluşturulduğunu görüyoruz. Olmayan bir hayali yeri, oldurmamışlık var yani. Kitabın içindeki öykülerin kurgusuna, böylesi bir oldurmamışlığı tam manasıyla dahil edebildin mi?

+ Buna benzer çok soru geliyor bana. Kitabın isminin içeriğiyle ilişkisi, vesaire. Çoğu kişi bu yüzden kitabı fantastik, bilim kurgu ağırlıklı bir kitap olarak görüyor. Ta ki okuyana kadar tabii. Huxley’nin, Orwell’ın distopya anlayışlarını bir kenara bırak şimdi. Bin yıl öncesinde geleceği hayal etmiş bir insan düşün, onun hayal ettiklerini düşün; bir de günümüzle karşılaştır. Günümüzden bahsediyorum yani ‘distopya’ derken, fakat sosyal, ahlak bakış açısıyla. Kimler gerçekten mutlu? O bin yıl önceki adamın ütopyasına ne kadar yakınız? İşte öykülerin kurguları, olay örgüleri zaten neredeyse tamamen bu düşünceler üzerine kurulu.

– ‘Gece Vardiyası’ öyküsünde, kahramanı ara ara iç monolog denen teknikle konuşturmuşsun. Burada biraz Yusuf Atılgan’ın kaleminden yansımalar görebiliyoruz. Heller’ın, “Paranoyak olabilirsin, ama bu peşinde olmadıkları anlamına gelmez.” alıntısı ile de insanın telaşa meyilli bir yaratılışı olması, senin için bu yaratılışın öyküsünü yazacak kadar bir seviyeye getirmesi öylesine olmasa gerek?

– Tabii ki öylesine değil. Hatta bu benim bir gün yatakta yatarken birden aklıma gelen bir fikir de değil. Zira içinde olağan dışı kurgu neredeyse yok. Demem o ki, o öyküde anlatılanları günde binlerce kişi yaşıyor, çoğunluğu kadın. O öykü benim için, okuduğunda değil de, aylar sonra kendini benzer bir durumda bulduğun zaman aklına gelerek etkisini göstermesi açısından çok özel. İç monolog kullanmamın sebebi de az çok aynı; o durumun tetiklediği korkuyu başka şekilde bastırmak ne yazık ki yeterince etkili değil.

– “Kendinizi normal biri olarak görüyorsanız, mesela şiir seviyorsanız, kolay rahatsız oluyor, tiksiniyorsanız, ahlaki değerleriniz çok katıysa ve yaşadığınız dünyadan memnunsanız okumanıza gerek yok. Geri kalanlar, bu kitap sizin için.” şeklinde bir açıklama ile okurlarına sosyal medyadan tanıttın kitabını. Bu geri kalanların yaşayacağı bir ütopya kursak, onlardan okumalarını isteyeceğin, kendisini o ütopyaya fikir önderi ilan edeceğin ilk yazar kim olurdu?

+ Chuck Palahniuk.

– Kendini, “Evet, evet. Ben bu öykünün geçtiği o sokakta, o köşe başında dikilen adamlardan biriyim. Bizzat orada, o diğer herkesle birlikte olaylara şahit oldum.” diyebileceğin öykün hangisi diye sorsak?

+ Sanırım Gece Vardiyası buna en uygun cevap olur. Hem şahit olup hem de çoğunlukla yaşanılan bir şey çünkü.

– Son Akşam Yemeği öyküsü ile bir annenin mafyaya olan borcunu, çocuklarından birini para tahsilatçılarına vererek ödemesine tanık oluyoruz. Hakan Günday’ın “İnsan kendisinden beklenmedik hareketleri yaptığı zaman insandır aslında” cümlesine uygun tarafı var sanki bu öykünün. Ki ben çok sevdim. Kişi gerçekten hayatta kalmasının egoistliğini kendi içinde yaşıyorken, etrafındaki birçok şeyi kurban etmekten çekinmediğinde mi gerçekten bir insana dönüşmüş oluyor sence?

+ Buna cevap verebilmek için öncelikle ‘insan’ terimini hangi bağlamda kullandığımızı netleştirmek gerekir. İnsanı oluşturan kavramlar yalnızca fiziksel midir, yoksa ahlak da işin içine katılıyor mu? Şöyle de söyleyebilirim; hayvanların yaptıkları şeyleri doğru veya yanlış olarak sınıflandırabilir miyiz? Veya mantıksız diyebilir miyiz? Bu bağlamda, insana dönüşmek aslında öz halimiz olan salt insanlıktan uzaklaşmak oluyor. Soruya soruyla cevap vermeyi sevmesem de, bu sorum retorik olduğundan içim rahat: ‘Gerçek insan’ dendiğinde bencil, zayıf, hayatta kalma ve dolayısıyla da üreme iç güdüsünün kölesi olarak yaşayan bir varlığı mı kastediyoruz; yoksa aynaya baktığımızda görmek istediğimizi mi?

– Kitaptaki hemen hemen bütün öykülerinde çok garip sürprizlerle karşılaşıyor, onları okurken şaşırıyoruz. Öykülerinde; tuhaf insanların tuhaf yönleriyle yine bazı göze çarpmayan tuhaflıklarını getirip aramıza sokmuşsun. Öyküleri yazmaya başlamadan evvel, seni böyle şeyler yazmaya iten belli bir sebep var mıydı?

+ Genel olarak beni yazmaya iten şey, okumak istediğim türde şeylere pek erişemiyor, erişebildiklerimden de pek tatmin olma konusunda eksiklik hissediyor oluşumdu. Bahsettiğin tuhaflıkları yazma sebebimse tamamen insanların rahatsız oldukları ve hem yazmaya hem de okumaya çekindikleri şeyler olmaları. Sizi size anlatıyorum yani.

– Benim en çok beğendiğim ve soluksuz okuduğum öykün ‘Son Nesil’di. Distopik ögelerin bolca kullanıldığı, olası bir gelecekte geçen bir öykü. Hikayenin anlatıcısı, 21.yüzyılda yaşamış insanlığa öfke duyan, çevresindeki bütün her şeyin onların düşüncesiz ve bir o kadar kabaca kullandığı nesneler, duygular ve eylemler neticesinde berbatlaştığından bahsediyor. Ve sonra, öykünün finalinde beklenmedik bir şey oluyor. Senin de öykünün sinopsisinde bahsettiğin, ölülerin yeni bir şans elde etmesi. Dirilmek. İşte gerçek yeraltı edebiyatına tastamam giren bir öykü bu kanımca. Hoş, yeraltı edebiyatını tam kavramış değilim ya. Bu öykün için bize neler söylersin de kafamızdaki bulanık sorular netleşir ve bir cevaba kavuşur?

+ Doğrusunu söylemek gerekirse, kitabın yeraltı edebiyatı sınıfına dahil edilmesi pek de amaçladığım bir şey değildi. Olmasını hele hiç istemediğim bir şeydi. Zira yakın edebi çevrelerde sözde yeraltı edebiyatının ve sözümona yeraltı yazarlarının hallerini görüyorsun. “Çok küfür edeyim, alkol falan diyeyim, seks diyeyim, okunurum, belki ünlü olurum.” düşüncesiyle meşhur olmaya çalışan arkadaşların samimiyetsizlikleriyle bir tutulmak istemem çünkü.. Özetle affına sığınarak yeraltı edebiyatı sınıfını kabul etmiyorum.

Gelelim öyküye. Hayal kırıklığına uğrar mısın bilmiyorum, ama bu öykü gelecekte geçmiyor. Bu öykü mantıklı bile değil. En basit örneği bir şeyi aşırı tüketmekten gelen zayıflık kavramıdır, çünkü bilirsin ki aksine fazla kullanım bağışıklıkla sonuçlanır. Son Nesil, şu an, bugün yaşayan bir insanın gözlerinden toplumumuzu anlatıyor. Elbette senin, benim gibi düşünen bir insan değil, sanrılarla, nefretle beslenmiş hasta bir aklın perspektifi, ama son derece haklı da. Ahlaki ve sosyal imgeleri ararsan, öykü seni tatmin edecektir.

– Peki son olarak sana birkaç kelime söyleyeceğim. Sen de sana çağrıştırdığı ilk şeyi tek bir kelime ile söyleyeceksin. Bir nevi yazar sözlüğü gibi düşün. Başlıyoruz.

-Dostoyevski? Cesaret.
-Gece? Fırsat.
-Beirut? Müzik grubu olan Beirut bu sanırım, öyleyse cevabım: Kaldırımlar.
-Şarap? Sıcak.
-Eskişehir? Dostlarım.
-Kedi? Babalık.
-Kış? Ölüm.

Sentetik Distopya’yı internet üzerinden şu noktalardan temin edebilirsiniz:

http://www.idefix.com/kitap/sentetik-distopya-andrey-fyodorovich-tsoy/tanim.asp?sid=WKZ4M7MTVD0DPHYRC5R8
http://www.dr.com.tr/Kitap/Sentetik-Distopya/Andrey-Fyodorovich-Tsoy/Edebiyat/Deneme-Yazin/urunno=0000000646208
http://www.n11.com/sentetik-distopya-P62448851
http://www.kitapyurdu.com/kitap/sentetik-distopya/367992.html&manufacturer_id=180657
https://www.kuzgunkitap.com.tr/shop/yeni_cikanlar_sentetik_distopya_sentetik_distopya

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here