Bilgi paylaştıkça çoğalır

Kendine konduramazsın ölümü, bilirim. Ebediyet denen mucize sana bahşedilmiş gibi, yaradanın matematiğine inat ölmeyecekmiş gibi yaşarsın. Çok sevdiğin birini kaybetmeden ne kadar keskin, ne kadar gerçek olduğunu anlayamaz, kavrayamazsın. Başına geldiğinde kıyameti kalbinde yaşar, tükenir, o mezarda sen evinde çürür bitersin. Toprağın altını bağdaştıramazsın onunla.

Ne garip seydir şu ölüm.

Sevdiğin insan hem sağır hem kör hem de bilincini ve düşünme yetisini kaybetmiş. Yok değil var ama varlığından haberdar değil. Tıpkı orada olma amacının farkında olmayan bir kaya parçası gibi…

Bir anda gelir. Bir şok, sessizlik… Ardından gelen duygu boşalması, ağlamalar, iniltiler. Gerçek olduğuna inanamaz ilahi bir şaka, her an uyanıp gözyaşlarını silecek zannedersin. Gerçeği kabullendikçe kaçacak delik arar, boşluğa bakarsın. Bir köşeye siniverir etkisini anlamaya çalışırsın. Gideni kaybettiğinden, kendin için mi üzülürsün? Yoksa onunla yeteri kadar zaman geçirmediğini hissetmenin pismanlığı ile mi boğuşursun? Kavramak zordur. Yarım kalan hayaller, söylenmemiş cümleler, sevgi sözcükleri, küskünlükler… Keşkelere döner hayat. Mümkün olsa bir gün önce kalbini kırdığın insanın yanında olabilmesi için kendi ömründen düşünmeden verirsin. Pişmanlık ciğerini yakar. Meğer onu ne kadar da çok seviyormuşsun…

O gitmiştir artık. Ardında umutsuz bir insan… Canını acıtan ölüm değildir aslında, ayrılık! Bir daha gülümsemesini göremeyecek, sevgisini hissedemeyecek olmanın verdiği mutsuzluk… Onun için yapılanlar, eski anılar, şakalar, hoş sohbetler, üzüntüler, omuz omuza atlatılan badireler, belki de son istekleri canlanır hayalinde. Kalbinin orta yeri yangına döner, acı dinmez. Ağzında çamurumsu bir tat, sırtında filin ağırlığı… Aldığın nefes ciğerine yetmez, her soluk bir pişmanliktır artık. Ölen gider, sen alkole ara verdiğin, sigarayı bıraktığın yerden devam edersin. Bazı şeyleri omuz da kaldıramaz. Şarkılara sığınırsın…

Kaçış yolu uykuda saklı. Şayet uyuyabilirsen. Orada bir araya gelir, ellerinden tutmanın, yanında olmanın, varlığını hissetmenin huzurunu yaşarsın. Uyandığında yeniden başlar. Boğazında bir yumru, nefes alamazsın. Geçmiş fotoğraflardan medet umar, uzerinden zaman bile geçse inanamaz yakıştıramazsın ölümü. Halbuki aldığın nefes bile sayılı iken yaşamın en büyük laneti iken ve öylesine gerçekken yine de kabullenemezsin. Sanki tatile çıkmış gibi. Yarın eve döndüğünde sımsıkı sarılacakmış, öpüp koklayacakmış gibi hissedersin. Hayalet bir koku yerleşir burnuna. Sesini duyarsın ansızın. Akıl yorulur, hayat dağılır. Ruhundan söküp atmadan söndüremezsin bu ateşi. Kalbinde, beyninde, hafıza sarayında ona ayırdığın köşeleri kazıyıp yok etmedikçe, içinde ızdırap olarak yaşamaya devam edecek. Öldürmeli, yok etmelisin. Birlikte dinlenen müziklerden, beraber okunan kitaplardan, mektuplardan bir mezar yapmadığın sürece yavaş yavaş ölen sen olursun.

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuPalmiye’ ye Giden ‘Yol’
Sonraki konuOğluma Mektup
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here