Bilgi paylaştıkça çoğalır

Bu benim için büyük sürpriz…

Bu yıl türk sinemasının yüzüncü yılı…

Ve çok güzel bir tesadüf…

Jüriye, Thierry Fremaux, Gilles Jacob’a teşekkür ediyorum…

Bu ödülü adamak istiyorum…

Türkiye’nin genç insanlarına…

Son bir yıl içinde hayatını kaybedenlere…

Bu ödülü adamak istiyorum…

Türkiye’nin bütün gençlerine…

Hayatını kaybedenlere…

Teşekkürler…

-67. Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödülü konuşması.

nuri-bilge-ceylan-altin-palmiye-615x340

Fotoğraf çekiminde Yılmaz Güney’in selamını çaktı mahçup, utangaç bir ifade vardı yüzünde. 2003 yılında Uzak filmi ile Cannes Film Festivali’nde aldığı Jüri Özel Ödülü’nü Yılmaz Güney’e adadığını açıkladığı zaman da gayet mütevazı bir duruşu vardı.Tarzı, hayat görüşü, kendini sinemaya adayışı ile farklı bir insan Nuri Bilge Ceylan.

Ağırlığı Amerikan Sineması’yla büyüyen bir nesile sahibiz. Abartılı karakterler, başı sonu belli olmayan, aksiyon için hazırlanmış, şiddetin bol olduğu filmler ya da komedidir ilgi alanımız. O sebepten Nuri Bilge Ceylan filmleri kimisine sıkıcı gelir. İçinde göbeğini kaşıyan, dizüstü mizah yapan, sağa sola küfreden karakterlere bayılırız. Düşünmeyi sevmeyiz çünkü bir filmin ne anlattığıyla pek ilgilenmeyiz. Güldürüyorsa güzeldir mantığı bu. Auteur Sineması dedikleri filmleri yavaş veya sıkıcı bulmamızın sebebi de bu. Avrupa, kendi sinemasına daha hakim olduğu için bu filmlere gereken kıymeti verebiliyor. Özellikle Fransa’yı ele aldığımızda eğlence sinemasıyla sanat sinemasının ayrımının çok iyi yapıldığını görüyoruz. Belki, bir nevi sinemanın doğduğu yer olmalarından, belki aykırı ve kibirli bir millet olmalarından, orası ayrı konu.

Nuri Bilge Ceylan ve onun gibi yönetmenlerin filmleri sinemaya zaman öldürmekten çok, zamanı değerlendirmek, düşünmek için gidenlere hitap ediyor. Filmleri halktan tüm toplumların genelinden kopuk, çok durağan hatta bir parçada sıkıcıdır. Ama nefis bir sanatsal haz bırakır. Filmlerinin içine bir kere girdikten sonra değil sıkıcı bulmak, hiç bitmesin istersiniz.Bunda sıradan insanın basit derdini anlatma zorluğunu müthiş başarılı bir şekilde filmlerine yansıtmasının payı büyük. Aynı tarzı benimsemiş, onun gibileri taklit eden bir sürü ayak yönetmen ve izleyici olsa da, bu hususta Nuri Bilge Ceylan’ın farklılığını tartışmaya gerek yok sanırım.

Tarantino’dan ödülü aldığını, yılların oyuncusu Demet Akbağ’ın mutluluktan ağladığını görmek bir Türk ve sinemasever olarak bana çok güzel duygular yaşattı. Bu ülkede, Atletico Madrid kupayı kazansaydı, Altın Palmiye’den daha fazla gurur yaşayacak sürüyle insan olması gerçek değerlere sahip çıkmadığımızın en açık göstergesidir. O yüzden, bu tarz filmleri ve yönetmenleri sevmiyorsak veya alışamadıysak bile en azından gurur yapmayı bırakıp, kendileriyle gurur duymamız gerekiyor diye düşünüyorum.

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuYarın Yapayalnız – Tomorrow All Alone (Karma Sergi)
Sonraki konuFestival Zamanı
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

1 yorum var

  1. Çok güzel yorumlamışsınız, şiddetle katılıyorum, recep ivediklere boş boş ayılıp bayılan bir toplumda üstadın filmleri elbette onlara sıkıcı gelecektir, gişesi bile berbat olacaktır, ama kapı gibi ödülü alacaktır. Ülkemiz insanının vermediği değeri dünya verecektir.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here