Bilgi paylaştıkça çoğalır

Yürümeye Övgü, 2003 yılında Sel Yayıncılık etiketiyle raflarda yerini almış bir kitaptır.

David Le Breton bu kitap ile amacını şu şekilde yazmıştır: ‘’Benim amacım daha çok keyfi, zevk için yapılan yürüyüşten söz etmektir: rastlaşmak, tanışmak, konuşmak, zamanın tadını çıkarmak, istediğin yerde durmak, istediğin gibi yola devam etmek… Zevke davet ve olumlu işler yapmak için rehber değil… Düşünmenin ve yürümenin huzurlu mutluluğu.’’ David Le Breton’un bu şekilde ele almasındaki en büyük etkenlerden birisi de yazarın antropolog ve sosyolog kimliğinin de olması diye tahmin ediyorum. Yazar, ilk cümle ile, yani ‘’Yürüyüş dünyaya açılmalıdır,’’ cümlesi ile ilk saniyeden okuru bekleyen şeylerin çeşitliliğini de vurguluyor.

Yazar, yürümenin kendisini amaçlayan yani varacağı yeri düşünmeden yola düşen kişiden aylak diye bahseder. Yürüyüşçü bir noktada günümüz teknolojik araçlarına sırtını dönmüştür artık. Yürüyüşçü; doğayı hissederek, baykuşların seslerini dinleyerek, yorulduğu zaman sırtını bir arabanın koltuğuna yaslamaktan ziyade ağaca yaslayarak, yağmurda ıslanarak, toprağı hissederek uygular eylemini. Yazar bunun tanımını da şöyle yapar bir noktada: ’’Aylaklık, acelesi olan insanın hüküm sürdüğü dünyada bir ters gibi gözükür. Zamanın ve yerin tadını çıkarma olan yürüyüş bir kaçış, modernliğe bir naniktir.’’ Breton’un bu tavrı, günümüz insanın araçlarla yol kenarlarına sürüklediği, doğanın sesini dinlemek yerine araçlarının bitmek tükenmek bilmeyen korna seslerine maruz bırakan insana karşı aldığı tavır, yürüyüşçünün başkaldırısıdır.

David Le Breton ara ara Kazancakis’ten, Rimbaud’dan, Rousseau’dan ve Stevenson’dan da bahseder. Yürüyüş sizce nasıl olmalıdır? Tek başınıza mı yoksa grupla mı? Bu sorunun çeşitli cevapları var. Yazara göre, ‘’Yalnız yürüme bir içe dalma, dünyadan el etek çekme, yanında konuşmaya zorlayan, iletişim zorunluluğu getiren bir arkadaşın varlığıyla bozulabilecek bir aylaklıktır.’’ Stevenson, yürüyüşün tek başına yapılması gerektiğini söyleyenlerden birisi. Yürüyüşün yalnız yapılması gereken bir eylem olduğunu söyleyen Hazlitt de şöyle demekte: ‘’Bir oda içindeki birliktelikten keyif alabilirim; ama dışarıda doğa bana yetiyor.’’

Yürüyüşçünün olmazsa olmazlarından birisi de onun sırtında taşıdığı eşyalardır. Yürüyüşçü eşyayı seçerken çok dikkatli olmalıdır. Yolun başında olmasa da bir süre sonra bu eşyalar, çekilmez bir ağırlığa dönüşebilir ve yürüyüşün sonlanmasına neden olabilir. Kimi yürüyüşçü için vazgeçilmez eşyalar da vardır ki onlar, o eşyalardan vazgeçemez. Bu defter, kitap, yazarın da dediği gibi Proust’un bütün kitapları dahi olabilir, hatta yanında takım elbisesini taşıyanından radyosunu taşıyanına kadar yürüyüşçü ile karşılaşabiliriz.

Yürüyüşçü için en vazgeçilmez anlardan birisi de uyumaktır. Otuz kilometrenin ardından karşınızda bir göl varsa ve gökyüzünde yıldızları görebiliyorsa eğer, dünyanın en mutlu insanı olabilir. Zaman zaman bu mutluluk bir yağmurla da bozulabilir, ancak yürüyüşçü, o yağmurda ıslanma haliyle dahi mutlu olabilmektedir.

yurumeyeovgu

Kitabı bitirdikten sonra yürüyüşe çıktım. Apartman kapısını kapatır kapatmaz benim için sınırlandırılmış olan o kaldırımdaydım. Sağımda, solumda, her yerimde araba. Yoldan sürekli geçen araçlar. Sonu gelmeyecekmiş gibi hissettiğim bir gürültü. Kuşların sesini duyamadım, kuş yok çünkü gökyüzünde (o koca binalardan gökyüzünü nasıl görebildiğimi bilemiyorum), ağaçlarda. Birkaç köpek gördüm. Bir kuytuda uyukluyorlar. Ben ise onların doğada, bir kedinin peşinden koştuğunu görmek istiyordum. Toprağı hissedemedim, her yer asfalt. Bir caddeye çıktım. Önceden orası gürül gürül akan bir dereye ev sahipliği yapmaktaymış. Çok önceden öğrenmiştim bunu da. Üzüldüm. Sokak aralarında böğürtlenlere dokunmak istedim. Bahçeleri koruyan demirlerin sıcaklığını hissettim. Böğürtlen mi? Şehirde hiç görmedim. ‘’Bir manzaranın güzelliğiyle birleşen sessizlik insanı kendine götüren bir yoldur.’’ David Le Breton’un bu cümlesinden sonra ne bir manzara gördüm, ne de güzelliğini, hatta sessizliği de göremedim.

Bu kitabı tekrar okumak hatta onun üzerine bu metni yazmak bu yürüyüş anında karar verildi. Yürüyüşün en güzel anlarından birisi de böyle ani kararlar aldırmasıdır insana. Yürüyüş anında alınmış bir karar bir insanın hayatını baştan aşağıya da değiştirebilir, David Le Breton da bundan bahsediyor kitabında. Yürüyüşün düşünce geliştirmek için en elverişli anlardan birisi olduğunu Sokrates’in bilgelik yürüyüşlerine, Kant’ın ve Nietzsche’nin yürüyüşlerine örnekler vererek destekliyor yazar.

Son sözü David Le Breton’a bırakıyorum;

‘’Yürüyüş, her seferinde, yol üstündeki sıradan şeylerin romanını anlatan ve yerlerin belleğiyle, madeni levhalar, yıkıntılar ya da heykellerin dağıttığı kolektif anmalarla karşılaşan uçsuz bucaksız bir kütüphanedir. Yürüyüş manzaraların ve sözcüklerin geçişidir.’’

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here