Bilgi paylaştıkça çoğalır

    Müthiş yalnızlıkların gri toz bulutlarında uyuyakaldığınız oluyor mu, yıldızları başucu lambası yaparak?

    Yastığınızın altına sıkışan yumruklarınızdan geceyi salıveriyor musunuz kör havalara?

    Dişlerinizin arasında unutulan umutları hafif dil darbeleriyle yuvarlıyor musunuz boğazınızdan içeri? Sonra da sakince gerinip, umutsuzluğunuzun ucundan bakıyor musunuz dünyaya?

Ayağınız kayıvermiyor mu aşağı?

       Tertemiz gökyüzünün üzerinde saçak saçak parlayan yıldızlara bakıyorsunuz. -misal, sahildesiniz sırt üstü, ayak parmaklarınıza çarpan dalgalarla hafifçe gıdıklanıyorsunuz, içinizden bir şarkı tekrara çalıyor. – Birden kulağınızın ucuna sigara külleri düşüyor. Küller önce şiddetli bir yolculuğa çıkıyor gökyüzünden.  Sonra gittikçe düşen hızıyla sağa sola kıvrılarak sürükleniyor nemli havanın kucağında. Derken yumuşacık bırakıveriyor kendini kulak memenize.

          Ko-

                   nu-

                          yor.

      Bir de üstüne gökyüzünden yol yol ağızlarıyla izmaritler düşüyor. Kimisi yarısında söndürülmüş, kimisi dudaklar sıcak sızılarla inleyinceye değin çekilmiş izmaritler. – küller yetmezmiş gibi-

Tıpkı düşleriniz gibi sönmemiş izmaritleri de burkuyorsunuz ayakkabınızın ucuyla. Tıpkı düşleriniz gibi kirli kaldırım taşlarında ufalıyorsunuz onları.

     Ama bu kez sahildesiniz, ne yazık. Kafanız gibi izmaritleri de kuma mı gömmek gerek şimdi?

      Gökyüzünün yankısından mı yoksa kendi sonsuz maviliğinden mi mavidir deniz? Bir devenin öfkesinden daha beyaz mıdır ağız dolusu köpükleri? Uçları sivri taşları kıyı hizasına dizmek, dalgaların işi midir yoksa saçlarımızı boynumuza dolayan sert rüzgarların mı? Dağınık küller ne diye boylamaz denizin dibini? – Hafifliğinden de değil üstelik, kulak memenize çarptığında canınızı yakmışlığı çok. –

        Bilmiyorsunuz.

      Tiner kokan bir uykunun ucundan dönüyorsunuz. Az daha kalsanız, beyaz köpükleri küllerden grileşmiş tuzlu sular genzinizden ciğerlerinize dolacak. Az daha kalsanız, deriniz ince ince yanmaya başlayacak, kuş sürüsünü sivri gagalarından öpermiş gibi.

Az daha kalsanız olacak bunlar.

  Ancak siz, ıslak göz kapaklarınızı lacivert gökyüzünün altında açıyorsunuz. Sabah mı oluyor yoksa güneş yeni mi batıyor, çıkaramıyorsunuz.

Gökyüzüyle birlikte tüm Samanyolu söndürüyor sigarasını.  Oysa siz dudak ucunda parlayan uçurumlara alışkınsınız. Nereden çıkıyor bu Samanyolu?

“Küller” diyorsunuz,

“Yeniden mi dolacak kulaklarımıza?”

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuAlarmsız Uyananlar: Göçebe Yıldız
Sonraki konuAramıza Hoşgeldin
Dünya masallarını anlatmakta ünlüymüş. Ünlü dediysek, kendi mahallesinde. Duyumlara göre Tezer Özlü severmiş çokça. Arada Kafkalığı tutarmış, bazen kendi kendine sayıklarmış, bazen de bilinmeyen dillerle konuşurmuş. Edebiyat bitirmiş, öykü yazmış, roman okumuş.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here