Bilgi paylaştıkça çoğalır

İlk mutlu olduğunuz anı hatırlayın. Çok gerilere gidin. Benimki dört yaşımda asla kaymaya cesaret edemediğim, tepesine çıkıp defalarca aşağı indiğim upuzun kaydıraktan en sonunda başarılı olduğum gün babama koşarak, “Babaaa, bak gördün mü?! Kaydım işte babacığım! Gördün mü?” dediğim gündü. Ona koştuğumu fark etmeyen babamın sigarası yanağımda sönmüştü. İzi durur hala. İşte o ize nasıl hüzünle karışık bir mutlulukla bakıyorsam, tüm Cemal şiirlerini de bu tarz bir mutlulukla okurum. Hüznün de mutlulukla bir alakası olmalı.

Manastırlı Hilmi Bey’e Üçüncü Mektup’unu Edip “Bu kapı hiç değişmez mi diyor Cemal / Bu kapı / Ve her şey.” mısralarıyla bitirir.

Kapıyı değiştiren ve bozguna uğratan insanlardan biri varsa o da sevgili Cemal’dir. Şiirde kapı bir metafor olsa da ben hep onu arkadaşlarıyla sohbet ettiği salonu geniş bir evde, tüm insanlardan sıyrılıp elinde içkisi bir kapıya yaslanmış olarak düşünürüm. Bu görüntü,  onun naif ve utangaç olacağını düşündüğüm bakışları garip bir mutluluk vermiştir bana.

Her benzetmenin bir ayağı topal olmasına rağmen onun şiirlerini günümüz antidepresanlarına ya da daha iyisi Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’ndaki Soma’ya benzetmek yersiz olmaz kanımca. Aralarındaki köklü fark, Cemal şiirlerinin etkisi, bir ilacın etkisiyle ölçülemeyecek derecede yaşam boyu olmasıdır. O bize hayatın her zaman güzelliklerle dolu olduğunu söylemek yerine bir insanın bünyesinde barındırabileceği her türlü duygudan bahseder. Yaşamayı aşılar adeta. Düşüp dizlerini kanatan çocuğa en şefkatli gülümsemesiyle, “Düşmek de güzeldir yavrucuğum. Zamanla nasıl daha güzel düşeceğini, nasıl ayağa kalkacağını, nasıl düşmemeyi becereceğini de öğreneceksin.” diyerek yarasına pansuman yapar.

Bilecik’e sürgün edilirken trenden atlayıp tuvaletini yapmak isteyen Cemal’in, trenin hareket ettiğini görünce duyduğu korkudur onu Cemal yapan. Babasının onu son anda trene çekip, önce tokatlayıp sonra gövdesine sarıla sarıla ağlamasıdır onu bugünlere getiren. Bir sürgün edilmişliktir hayat onun için. Erzincan’dan birkaç görüntü kalmıştır sadece aklında. Mastürbasyonun erkek bünyesine zararlı olmadığını bir gazetede okuyunca uzun zamandır hissettiği şuçluluk duygusunu bir tebessüme çeviren ve gazete küpürünü yıllarca sağ cebinde saklayan adamdır bu güzel insan.

İkinci Yeni şiirinin anlaşılmamak ya da belli kesimlerce anlaşılmak adına yazıldığı söylenir. Şairlerin ve yazarların kullandığı alışılagelmeyen kelimeler eleştirilir. Her kelimenin anlaşılması istenir. Ama anlamın her şey olmadığı unutulur. Ahenk, şiirdeki müzikalite İkinci Yeni şiirinin ana damarlarındandır. Bu yüzdendir güvercin kanadı yerine Üvercinka demesi Cemal’in.  Bu yüzdendir dizelerinde aynı anda düşündüğü bir sürü şeyi delicesine tutmaya çabalayan umutsuz bir adamın varoluşu. Ve bu yüzdendir kırk derece ateşte yanıyorken, sayıklamalarımızda defalarca Banko’yu söylememiz.

Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz der Heraklitos. İkinci bir girişimle ırmağa giren kişinin de ırmağın da değişmiş olduğunu söyler. Şiir kitapları da ikinci kez girilmesi gereken ırmaklar gibidir. Sevda Sözleri size ilk başta göstermediği gizemlerini, yaşınız kemale erdikçe, farkındalığınız arttıkça ya da yaşantınız değiştikçe gözlerinizin önüne serer. Cemal şiirlerine Heraklitos’un ırmağı dersek eğer yazılmış bir şiir nasıl değişir diyebilirsiniz. İşte bu noktada dizginler sizin elinizdedir. Onu değiştiren de dönüştüren de zat-ı alinizdir.

Hayatınız boyunca yaşamınıza ortak olan tüm insanlardan yalnızca birine alabileceğiniz, yalnızca birine en içtenlikli halinizle verebileceğiniz yegane nesnelerden biridir Sevda Sözleri. Onu gök mavisi bir kaplama kağıdına sarmanız ve yatağınızın altında itinayla bekletmeniz dileğiyle…

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here