Bilgi paylaştıkça çoğalır

Belki de gelmiş geçmiş en içten, en samimi ve tabiri caizse en “ağır” müzisyenlerden biri. Şarkılarının çoğunda şarkıların kendilerinden daha can alıcı hikayeler bulunduğu söylenir her zaman. Severek dinlediğimiz, yüzümüzde tebessüm oluşturan şarkıları aslında hayatının ne kadar zor ve çalkantılı geçtiğiyle bir zıtlık içerisindedir. Tabii, direkt olarak hüzünlü şarkıları da iyice yerin dibine sokar bizi, güneşe dahi çıkmak istemeyiz öyle zamanlarda. Yolculuk sırasında aracın camına şakağımızı dayayıp, Johnny Cash’in o gür sesinin bizi ele geçirmesine izin veririz ve kapatırız gözlerimizi, her şey için bir şarkısı vardır zira.
Peki bir insan böylesine can alıcı, “Evet yahu, benim ruh halim tam olarak bu!” dedirtebilecek şarkılar, ezgiler nasıl yaratabilir? Tabii ki de bunları birinci elden yaşayarak! Şöyle bir bakalım, Johnny Cash kimdir, neler yapmıştır, şarkılarını oluşturan o hayatında neler gelmiştir başına?
26 Şubat 1932 tarihinde Kingsland, Arkansas’da doğdu, ailesi isim bulamadıkları için ona ‘J.R’ -bildiğimiz ‘Ceyar’ yani, hani Dallas’taki gibi- ismini uygun gördü. ‘John’ ismini ise hava kuvvetlerine yazıldığında kullanmaya başladı.
Şarkı söylemeye henüz beş yaşındayken, annesiyle birlikte pamuk tarlalarında çalışırken alıştı, annesi müzikal gelişiminde büyük bir etken oldu Cash’in. Gitar çalmayı annesinden, ilk şarkılarını da annesinin ezberlettiği kilise şarkılarından öğrenmiştir. Yıllar sonra “Annemin Dua Kitabı” isimli bir albüm de çıkarmıştır.
1935 yılının Mart ayında, tekrar tekrar tarlalarının sel baskınlarıyla mahvolmasından esinlenerek ilk şarkısı, “Five Feet High and Rising”i (İki metre yüksekliğinde ve daha da artıyor demektir yaklaşık olarak) yazmıştır. Bakın, ilk şarkısından başlamış hayatını anlatmaya aslında. Bununla birlikte zaten Büyük Buhran’ın yaşandığı yıllarda yaşadığından ötürü hem kendinin, hem ailesinin, hem de genel olarak toplumun yaşadığı sorunları kolayca anlayıp kendimizle özdeşleştirebileceğimiz şekilde kulaklarımız sunmuştur.
Hayata ve kendisine bakış açısını çok değiştiren bir başka olay da kardeşiyle birlikte çalıştıkları atölyeden balık tutmak ve dinlenmek üzere kaçtığı günde kardeşinin testerenin hakimiyetini kaybedip, ölmesiydi. Yakın çevresine göre hayatı boyunca bu olayın suçluluğunu üzerinden atamamıştır. 1950 yılında orduya yazıldığında aklı hala kardeşindeydi, orduda geçirdiği süre boyunca da gitarını elinden düşürmemiş, en ünlü şarkılarından biri olan “Folsom Prison Blues” şarkısının temellerini atmaya başlamıştır. Şarkıya hapis hayatı, mutsuzluk, yalnızlık, pişmanlık gibi duygular ve kavramlar hakim.
Şöyle ilginç bir bilgi de verelim: Joseph Stalin’in ölümünü ilk duyan radyo operatörü Johnny Cash oldu.
1951 yılında, Vivian Liberto’yla tanışıp, Cash’in askerlik görevi boyunca birbirlerine yüzlerce aşk mektubu yazdıktan sonra, 1954 yılında evlendiler. Dört kızları oldu. Uzun süre parasızlık çektiler. Vivian evde çocuklara bakarken, kocası pazarlamacı olarak çalışmak zorunda kaldı ancak pek başarılı olamadı. Kafasında kendi plağını çıkarmak vardı sadece. Nihayet gün geldi ve kabul gördü bir plak şirketi tarafından. Cash, ilk stüdyo kaydını yapmak üzere siyah takımını giyip aynada kendisine bakarken, eşi Vivian’ın;
“Neden simsiyah giyindin? Cenazene gidiyor gibisin!” demesi üzerine şu ünlü cevabı vermiştir:
“Belki de cenazeme gidiyorumdur.”
Zamanla, siyah giyen adam olarak anılmaya başlayacak, simgesi haline gelen siyah takım elbisesini sırtından çıkarmayacaktı.
Ünlü olup turnelere çıkmaya başladığında, eşiyle arası açıldı Cash’in. Birlikte şarkı söylediği, yıllar sonra evleneceği, uğruna şarkılar yazacağı June Carter ile birlikte çıkıyordu konserlerine. ‘Jackson’ şarkısında birlikte şarkı söylemektedirler, uzaklara gitmekten bahseden bir şarkıdır bu. Bu turnelere ara ara Rock ‘n Roll kralı Elvis Presley katılmıştır. Bunlarla birlikte, hayatının farklı dönemlerinde başka projelerde de yer almış, hatta bir dönem kendi televizyon programının sunuculuğunu da yapmıştır. Johnny Cash, daha önce neredeyse hiç yapılmamış bir şey yapıp San Quentin Eyalet Hapishanesi’nde mahkumlara konser vermiştir. ‘Folsom Hapishanesi Mutsuzluğu’ anlamına gelen ‘Folsom Prison Blues’ şarkısını oradaki mahkumlar için yazmış gibiydi adeta.
Bir yanda ise, kontrolsüzce alkol, uyuşturucu kullanması ve June Carter ile yakınlaşması sonucu eşi Cash’i boşadı. Bu sorunlarından kurtulmasında en büyük rolü June oynamıştır, tanışmalarının 13 yıl ardından evliliklerinden June’un 2003’teki ölümüne kadar birlikte şarkı söyleyip, turnelere çıkmışlardır. Cash de çok duramayıp, June’dan dört ay sonra, 12 Eylül 2003’te, 71 yaşında, gözlerini hayata yumdu. En ünlü şarkılarından biri ‘Ring of Fire’ (Ateşten Çember) şarkısını, June için yazmıştır.
Trampet sesini çok sevdiği ama trampeti olmadığı için, gitarının tellerinin arasına kağıt sıkıştırıp trampet sesi çıkardığı “I Walk The Line” şarkısı en çok bilinen parçasıdır belki de. Cash, yazmasının sadece yirmi dakika sürdüğünü söylediği bu şarkıda, hayatını yürüdüğü bir çizgiye benzetir. Toplumun her kesimince sevilen bir müzisyendi. Alçakgönüllüydü, dünyaca tanındığında bile konserlerine başlarken her zaman, “Hello, I’m Johnny Cash.” (Merhaba, ben Johnny Cash.) derdi. Ölümünden sonra, aynı isimde, hayatını anlatan bir film çekilmiştir.
Bu yüzden seviyoruz Johnny Cash’i. Bizim gibi problemleri olan, aşık olan, insani hatalar yapan, bu hataları herkesin yapabileceğini bize şarkılarıyla aktaran, gür sesli, karizmatik, siyahlar içinde bir adam. Her ne kadar fani hayatı sona ermişse de, mirası ve müziği yüzyıllarca unutulmayacaktır. Yazımı, kendisinin üyesi olduğu Highwaymen’in en sevdiğim şarkılarından olan ‘Highwayman’ şarkısının sözleriyle bitiriyorum:
“I’ll find a place to rest my spirit if I can,
Perhaps I may become a highwayman again,
Or I may simply be a single drop of rain,
But I will remain.”
(Yapabilirsem ruhumu dinlendirebileceğim bir yer bulurum,
Belki bir gün yine bir eşkıya olabilirim,
Veya belki en basidinden tek bir yağmur damlası olurum,
Ama mutlaka var olmaya devam edeceğim.)

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here