Bilgi paylaştıkça çoğalır

Aşk Hayatında Kadın

 

     Attila İlhan’ın çalkantılı ve yoğun aşk hayatında birçok kadından söz etmek mümkündür. Attila İlhan’ın şiirlerinde bahsettiği bu kadınların kimisi onun hayatındaki dönüm noktalarından olmuş, kimisi de belli belirsiz etkiler bırakarak kaybolmuştur.

     Attila İlhan’ın ilk aşkı, 16 yaşında bir komşu kızıdır. O zamanlarda lisede olan Attila İlhan, adını hiç vermediği komşu kızına duygularını açabilmek için mektup yazmış, kızın da bu mektuba karşılık vermesiyle aralarında hususi bir bağ oluşmuştur. Bir süre birbirlerinin yüzlerini görmeden, birbirleriyle konuşmadan mektuplaşmışlardır. Attila İlhan bir gün bir mektubunda o dönem yasaklı olan Nazım Hikmet şiirlerine yer vermiş ve mektupların yakalanmasıyla cezaevine götürülmüştür. Eğitimine ara verip, okulunu değiştiren Attila İlhan, o komşu kızından bir daha haber alamamıştır.

     Attila İlhan, kendi parasıyla ilk şiir kitabı “Duvar”ı çıkardığında edebiyat camiasında güçlü bir yankı uyandırmış, kendisinden söz ettirmeye başlamıştır. Ancak Duvar aşk hayatından uzak bir kitaptır.  Duvar’da II. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, hürriyet gibi konular yoğun bir halk edebiyatı etkisiyle ele alınmıştır. Bu nedenle Attila İlhan’ın ilk kitabında hayatındaki kadınlara dair izler bulmak mümkün değildir. Fakat ikinci şiir kitabı Sisler Bulvarı bizi mavi gözlü Zehra‘yla tanıştıracak ve Attila İlhan’ın “kadın”  algısının temelini oluşturacaktır. Zehra, mavi gözlü, Bursalı, Bursa’da okuyan bir lise öğrencisidir. Attila İlhan da bu dönemde sırf Zehra’yı görmek için Bursa-İstanbul arası gidip gelmektedir. Meraklısı İçin Notlar bölümünden anladığımız kadarıyla Attila İlhan Zehra’nın mavi gözlerinin etkisinde kalmış ve şiirinde Zehra’nın bu özelliğini oldukça ön plana çıkarmıştır. Bunun dışında Zehra hakkında çok fazla detay vermeyen Attila İlhan, o dönemlerde Bursa Cezaevi’nde yatan Nazım Hikmet’in de etkisiyle şiiri de aşkı da iç içe yaşamıştır. Yağmur Kaçağı’nda Zehra Kardelin olarak karşımıza çıkan Zehra’yla nişanlanma arifesine kadar geldiğini ancak kendisi yüzünden mutlu sona ulaşamadıklarını Meraklısı İçin Notlar bölümünde şöyle anlatmaktadır:

     “Zehra adıyla kimse onu çağırmazdı, Kardelin’se benim uydurmam. Galiba çocukluk yıllarından geliyor, Menemen’deki bağda lastik sapanla kuş avlardık, çocukların kardelin adını verdikleri bir kuş hatırlarım, ordan. Zehra’yla ilişkimiz resmen nişanlanmaya kadar gitmiş, her zaman olduğu gibi benim yüzümden “happy and”e ulaşamamıştır.” (İlhan, 2014, s.79).

 

     Attila İlhan’ın hayatındaki önemli kadınlardan biri de Suna Su‘dur. Suna Su, Attila İlhan’ın imkansız aşklarından biri olmuş, tıpkı Zehra gibi onunla nişanlanma arifesine kadar gelmiş, ancak Suna Su’un ailesinin istediği “iş-güç sahibi düzgün bir damat” kriterlerine o dönemdeki siyasi etkinliklerinden dolayı uymadığı için nişan bozulmuştur. Attila İhan Suna Su için yazdığı şiirlerin o dönemde ne kadar sevildiğini şöyle anlatmaktadır:

     “… Ankara’dayım, Sanatseverler Derneği’nde bir söyleşi yapıyorum, bitince dinleyiciler arasından sıyrılan bir hanım yanıma yaklaşıyor, diyor ki: – Şiirinizi yıllar önce tanımış, sevmiştim. Şimdi bir kızım var, adı Suna Su. (İLHAN, 2014, s.77).

 

     Maria Missakian da Attila İlhan’ın Paris yıllarından kalma imkansız aşklarından biridir. Yağmur Kaçağı’nda adı geçen Maria, Paris çevresine yerleşmiş bir Ermeni ailesinin orada doğmuş kızıdır. Maria’nın Maria Montez’e olan benzerliğinden Attila İlhan şöyle bahsetmektedir:

     “… Rex sinemasında Maria Montez’in bir filmine götürmüştüm, civar koltuktaki seyircilerin şaşkınlığı hiç gözlerimin önünden gitmez.” (İLHAN, 2014, s.85).

     Maria, Türk kökenli Ermeni bir ailenin yoksul kızıdır. Fransa’da kaçak yaşadığı için bir türlü Türkiye’ye gelememiş, Attila İlhan da Fransa’da kalmayı reddetmiş, bu sebeple de ilişkileri yürümemiştir. Attila İlhan daha sonraları bir arkadaşı vasıtasıyla Maria’nın hayırsız bir müzisyenle evlendiğini, çoluğa çocuğa karıştığını, mutsuzluktan yavaş yavaş alkolizme doğru kaydığını öğrenmiştir.

     Attila İlhan’ın hayatındaki en önemli kadınlar biri olan İnge Bruckhart, Attila İlhan’ın Doğu Almanyalı imkansız aşkıdır. İnge ile arası çok iyi olan Attila İlhan onunla evlenmeyi dahi düşünürken İnge’nin Türkiye’ye gelememe neticesinde doğan “Almanya’ya taşınma” fikri onu korkutmuş, orada değerlerini ve kültürünü kaybedeceğinden endişelendiği için Türkiye’de kalmaya karar vermiştir. Yaptığı Fransa ziyaretlerinden sonra Türklerin değerlerine sahip çıkarak modernleşmesi fikrini benimseyen Attila İlhan’nın  Doğu Almanya’ya taşınmayı reddetmesi İnge ile olan ilişkisinin bitmesine zemin hazırlamıştır. Ancak ne kadar ilişkileri bitmiş olsa da Attila İlhan İnge ile konuşmadığı zamanlarda da onunla ilgili şiirler yazmış, İnge’nin, şiirlerinde bir anda ortaya çıkmasından Meraklısı İçin Notlar bölümünde şu şekilde bahsetmiştir:

     “Temelde yazmak istediğim başka şeydi, hayatımız boyunca sık sık duyduğumuz o ‘ben aslında böyle yaşamayı düşünmemiştim, başka türlü yaşamak istiyordum’ duygusu yok mu, onu yansıtayım diyordum, birden İnge ortaya çıkıverdi. Belki İnge’yle başka bir hayat kurmayı hayli tasarlamış olduğumdan!” (İLHAN, 2014, s.153).

     Attila İlhan’ın hayatındaki bu dört önemli kadınla olan ilişkisi bitmiş olsa da  bu kadınlar, onun şiirlerinde sıklıkla kendilerini hissettirmişler, Attila İlhan’ın hayatında kayda değer bir yere sahip olmuşlardır.

     Attila İlhan şiirlerinde aşklarını ve hayranlıklarını yazarken kişi isimlerinden oldukça bahseder. Ancak bazı şiirlerinde herhangi bir isim vermese de o şiirin sesinden biz şiirdeki derin ve ince manayı yakalarız. Üçüncü Şahsın Şiir‘i de böyle bir şiirdir. Şiirin sesindeki imkansız ve platonik aşk gözümüze keskin bir bıçak gibi çarpar. Meraklısı İçin Notlar bölümünde şiirin hikayesinden bahseden Attila İlhan, adını vermek istemediği kadını  N. kısaltmasıyla karşımıza çıkarır. Bu N. Attila İlhan’ın hiç tanışmadığı, konuşmadığı sadece dış görünüşünün etkisiyle kaleme alınmış bir kadındır. Attila İlhan N. için; “Silüet diyorum, çünkü kişi olarak onu tanımadım, ama galiba uzaktan ‘sevdim’. ” (İLHAN, 2014, s.79)  yorumunda bulunmuştur.

     Sen Benim Hiçbir Şeyimsin şiiri de tıpkı Üçüncü Şahsın Şiiri gibi içinde isim geçmeyen fakat sesi olan şiirlerdendir. Attila İlhan bu şiirini adını dahi bilmediği ve geceleri telefonda konuştuğu bir genç kıza yazıldığını söylemektedir.

     Hanneselise ise N.‘nin ve telefondaki kızın aksine Attila İlhan’nın  Alliance Française’deki sıra arkadaşıdır. Hannseselise‘yle o dönemde birbirlerinden çok etkilenmişler ancak Hannseselise‘nin amacının ‘düzgün bir eşle evlenmek’ olması ve Attila İlhan’nın bu amaca eşlik edememesi neticesiyle ayrılmışlardır.

      Attila İlhan’ın 8 Ocak 1968 tarihinde evlendiği tek kadın Biket İlhan‘dır. Biket İlhan ile olan evliliği sessiz sedasız bir törenle gerçekleşmiş ancak yirmi yıl gibi bir süre sonunda Biket İlhan’ın çocuk istemesi ve Attila İlhan’ın bu isteğe karşılık vermemesi nedeniyle sonlanmıştır. Biket İlhan, Attila İlhan ile olan düşüncelerini şu şekilde anlatmaktadır:

     “… Yüzüme bakarken dalıp giden gözlerinden, içinden bir şiirin yükselmekte olduğunu anlıyorum. Onu rahat bırakmak için hemen kaybolmayı iyi biliyorum. O çok üreten bir adam, çok çalışkan, günü kullanmayı iyi biliyor. Aynı anda birçok çalışmasını bir arada yürütüyor. Ben de klasik evlilik talepleri olmayan onun yaptıklarına saygı duyan bir kadın… İlişkimizi güzel yapan en önemli neden de bu. Onu olduğu gibi kabul ediyorum. Attila’yı değiştirmeye çalışmak onu kaybetmek demektir.” (ÇELİK, 2010, s.29).

 

     Attila İlhan’ın aşk hayatındaki kadınların, ortak özelliği Attila İlhan’ın şair olan yönünden ziyade kendisiyle  ilgilenmesidir. Attila İlhan güçlü, ayakları yere sağlam basan, çağdaş ancak hüzünlü, arada sırada gülümseyen kadınlara aşık olmuştur. Attila İlhan’ın neredeyse her ilişkisi kendi isteği ve temennisi doğrultusunda sonlanmış, hiçbir aşkı için kendinden ödün vermemiştir. Bu sebeple Attila İlhan için aşk hayatında “bencil” bir adam olduğu tanımı yapmak yanlış olmayacaktır.

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuWinterson Meyvelerinin Faydaları
Sonraki konuBir Şair Portresi: Attila İlhan’ın Şiirindeki Kadınlar 2
Dünya masallarını anlatmakta ünlüymüş. Ünlü dediysek, kendi mahallesinde. Duyumlara göre Tezer Özlü severmiş çokça. Arada Kafkalığı tutarmış, bazen kendi kendine sayıklarmış, bazen de bilinmeyen dillerle konuşurmuş. Edebiyat bitirmiş, öykü yazmış, roman okumuş.

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here