Bilgi paylaştıkça çoğalır

Geçen haftalarda yazmış olduğum ”yok-yer” sergisinin fotoğrafçılarından Aslı Narin‘le keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Herkese Merhaba,
Klasik sorulardan başlayalım dedik;

Sence Türkiye’de fotoğraf nereden-nereye doğru gidiyor?

Son 10-15 senede gitmeye başladı ama o da çok yavaş ilerliyor ve Türkiye’de sanata çok yatırım yapılmadığı için fotoğrafçıların kendi çabasıyla ya da galerilerin desteğiyle devam ediyor. Ama nereye kadar gidecek bilmiyorum, sonuçta Elipsis Galeri kapandı (Türkiye’nin tek fotoğraf galerisi) ve başka galeriler de kapanmaya devam ediyor.

Sanat piyasasını düşünürsek, fotoğraf satışlarının durumu çok iyi görünmüyor. Fotoğraf ayrı bir kategori ve hala sanat olarak görmeyen bir sürü kişi var. Yanında resim varsa bu daha çok uğraşmış, oturup çizmiş günlerce, öbürü şipşak çekmiş diyebiliyorlar mesela, kendim bizzat duydum bir sergi açılışımda. Bu algı kırılmadığı sürece çok ileriye gidemeyeceğimizi düşünüyorum. Ama kendi içinde küçük bir topluluk olarak ilerliyor ve farklı işler çıkıyor diyebilirim.

Peki yeni nesil sanatçıların durumunu nasıl görüyorsun? Her 10 senede bir yenilenen jenerasyonlar olduğumuzu düşünüyorum teknoloji ile doğru orantılı olarak, fotoğrafa ilk başladığın zamanla şu anki jenerasyonu kıyaslarsan artıları ve eksileri nedir senin için?

Yeni nesil daha deneysel olmaya çalışıyor bunun sebebi de artık herkesin fotoğraf çekebiliyor olması. Bu yüzden daha farklı bir sey göstermen gerekiyor; etrafında gördüğün herhangi bir imajdan daha farklı bir duygu vermesi lazım. Fotoğraflarının üzerinde daha fazla durman ve çalışman gerekiyor. Farklı işler yapan bir çok kişi olduğu kadar belgesel fotografcılığın tek düzeliğinden kurtulamayanlar da var.

Yıllar önce, internetin olmadığı zamanda diğer sanatçıların işlerini takip edemiyorduk. Teknoloji ilerledikçe ben de dahil genç fotoğrafçılar bir sürü yayını takip edebiliyor olduk, dünyadaki her sergiyi görebiliyoruz. Kendimzi daha fazla geliştirme şansımız var. Seminerler, E-book gibi birçok materyale rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Bu yüzden daha değişik işler çıkacağına inanıyorum.

Bundan 7 yıl önce konuştuğumuzda teknolojiyle birlikte, artık çekilen karelerin dijital çöplüğe dönüştüğünü düşünüyorduk. Hala aynı fikirde misin?

Hala öyle ve daha da kötü. O zamanlar sosyal medya yoktu, insanlar facebook’a statü yazacağına fotoğraf koyuyor. Aslında görsel konuşuyor. Böylece yazı yazmadan ‘’keyword’’, ‘’hashtag’’ dediğimiz şeyleri kullanarak, görsel bir iletişim kurmaya ve onu okumaya başlıyorsun. Instagram ve Twitter gibi yerlerde görsel iletişim daha baskın.

Selfie kitabı çıkaran Kim Kardashian’ı düşünürsek o çöplüklerde artık bir kitap olup satılabiliyor. Ve bunun içinden değer kazanıyor. Bambaşka bir boyuta geçtik.

Çöp ötesi çöp’te, çöpün son noktası! Zirveye vardık yani.

Görsel algının geliştiği bir noktaya geldiğimizi düşünürsek, insanların tam anlamıyla görsel bir okuma yapabildiğini düşünüyor musun?

Görsel okuma yapmak için biraz genel kültür seviyesi olması lazım, fotoğraf açısından görsel okumadan bahsediyorsak tabii. Fotoğraf makinesi dışındaki cihazlarla çekim yapıldığında, kadrajlamaya önem verilmiyor. Hızlı çekim olduğu için de zaten ona çok bakmıyorsun. Sırf Türkiye için değil, dünya çapında böyle, bütün insanlar için. Hepimiz yapıyoruz ama ben kötü fotoğrafları paylaşmıyorum.

Bir içerik var diye paylaşanlar da var. Bu tarz fotoğraflar estetik değil sadece bilgi veriyor.

O yüzden estetik daha arka plana düştü. Estetik bir şey yapınca da ‘’ay sanat yapıyorsun’’ oluyor.

Bu da aslında istenmeyen bir şey çünkü fotoğrafa bakanlar anlamadığını düşünüyor ve daha çok vakit harcayarak bakması gerektiğini sanıyor, öyle olunca da çokta sanatsal fotoğraflar koymamak gerekiyor aslında, ortam (medium) müsait değil.

Genel olarak sanatla ilgili rahatsız eden şeyleri sıralarsak?

Belli trend’ler var tabii onları takip etmediğin zaman görünmek zor olabiliyor. Bu beni rahatsız ediyor. Hem kendim için hem de etrafımdaki sanatçı arkadaşlarım için. Sanatçı kimliği yaratmak gerekiyormuş gibi geliyor. Mesela belli bir dilden, dil seviyesinden konuşmam gerekiyormuş gibi düşündürtüyor insanlar.

Halbuki sadece günlük, normal, arkadaşlarımla konuşur gibi konuşmayı tercih ediyorum. Çok kitap okurum ama çok iyi bir yazar değilim, ne kadar akademisyen olsam da çok iyi bir konuşmacı olduğumu da düşünmüyorum. O yüzden kendimi olduğum gibi ifade etmeye çalışıyorum.

Herkesin her şeyi olabilme potansiyeli var (sanatçı, fotoğrafçı, edebiyatçı vb.) ama çalışmadan olmuyor.
Klasik ve kurumsal bir iş değil bu, full konsantre olup hakikaten onu çalışman gerekiyor, bunu hayat tarzı olarak özümseyip.

Kendi sanatınla ilgili seni çok şok edecek bir yorum aldın mı izleyicilerinden ya da öğrencilerinden?

Bir üniversiteye konuşma yapmaya gitmiştim orada biri şöyle demişti: ‘’Bunlar kötü fotoğraf, hatalı’’ . Klasik kadrajlanmadığı için hatalı ve kötü olduğunu söyledi. Ben de açıklamak istedim ve bunun bir tarz olduğunu, illa her şeyi net göstermemiz gerekmediğini, bazı şeylerin karanlık ve bulanık olabileceğini, doğru fotoğraf diye bir şey olmadığını ve ne anlatmaya çalıştığına göre kadrajlayabileceğini anlattım. İkna olmadı maalesef, hatta konuşmadan çıktı, gitti. Ben kırıcı, agresif olmadım, hocalığın da getirdiği sabırla açıkladım ama ikna olmadı sanırım. Söylerseniz neden böyle düşündüğünüzü ben de kendim belki bir şey öğrenebilirim dedim. Açıklayamadı tabii ve gitti.

Umarım bir pencere açmışımdır kafasında, sorgulamıştır söylediklerimi.
Öyle bir şey olmasına çok şaşırmıştım.

Şu sıralar dinlemekten keyif aldığın şarkılar neler?

Caribou Mars
Run The Jewels Close Your Eyes (And Count to Fuck)
The Ringo Jets Spring of War
Megadeth Symphony of Destruction
(Don’t Fear)The Reaper – Blue Oyster Cut
Aphex Twin – CIRCLONT6A [141.98][syrobonkus mix]
Metallica The More I See
Viet Cong March Of Progress

Bu sene okuduğun kitaplardan tavsiyelerin var mı?

Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur
Eduardo Cadava Işık Sözcükleri
Sara Maitland How To Be Alone
Banana Yoshimoto Goodbye Tsugumi
Sadık Hidayet Kör Baykuş
Barbaros Altuğ Biz Burada İyiyiz

Aslı Narin Kimdir;

aslinarinportre

Aslı Narin (İstanbul, 1985) Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünden mezun olduktan sonra Goldsmiths, Londra Üniversitesi’nde aynı alan üzerinde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Fotoğraf çalışmalarıyla İstanbul ve Londra’da çeşitli grup sergilerine katıldı. 2010 yılında CDA Projects’in düzenlediği “Genç, Yeni, Farklı” sergisine seçildi. 2012 yılında fotoğrafları İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde sergilendi ve koleksiyonuna dahil edildi. İlk kişisel sergisini 2014 ylında gerçekleştiren Narin, halen Kadir Has Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde öğretim görevisi olarak çalışmakta ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde sanatta yeterlilik doktora programına devam etmektedir.

www.aslinarin.com

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here