Bilgi paylaştıkça çoğalır

“Ben” diyor; “Tanrı’ya, ahlaka, aileme, kendi cinsiyetime, paraya ve iktidarın çeşitli cinslerine sırtımı çevirdim. Bugün-tam da şu anda-kendimi kusursuz bir şekilde görüyorum. Bak, ışıldıyorum!”

Uyandığımıza saat onbiri geçiyordu ve ben hala yatağın içerisinde debeleniyorum. Sıkıldığımı belli etmemek gayesiyle kaçamak bir bakış atıyorum telefonuma; birbuçuk saattir bu yalanı dinliyormuşum. Öğlenin şu saatinde aynanın karşısına geçmiş kendisi ile mi yoksa benimle mi konuştuğu meçhul bu deliye holün lambasını söndürmesi gerektiğini söyleyemiyorum. Zihnimde kısa bir şiir uyduruyorum;

“Güzelim, ışıldamıyorsun; bu yalnızca refleks Beyaz teninin duyarlılığı,

aynanın aksi ve tasarruflu diye aldığımız kıvrımlı ampülleri patlatana kadar açık tutman.”

O ise durumu kendisine yakıştırmış, aynanın önünde sağa sola dönüyor. “Toplum” diyerek devam ediyor; “beni esir almış bir zamanlar. Ve sen bana hiçbir şey söylemedin.” Giydiği postallar marley zeminde iğrenç sesler çıkartıyor ve lastik, kauçuk, petrol… Koluna haki rengi bir kumaşı kat kat sarmış. Giydiği asker pantolonuna benim deri ceketimi kombine edeceğine adım gibi eminim. Dışarıdan bakılınca idealist görünebilir ama cahil. Kararlı dursa da pür değil ve ekseriyetle romantik. Her şeye rağmen kızamıyorum zira kendi yalanlarını yaratmaktan öte tonla yalan arasında kendisine uygun olanı arıyor-bu onu gözümde hala masum kılıyor. Birkaç ay önce bana kültürel bağlamda bir avcı-toplayıcı çağda olduğumuzu söylemişti ve eklemişti; “kendimi istediğim gibi gösterebileceğim bunca imkan varken neden üretmekle uğraşayım. Sana steryotayp diyorum. Elbise gbi; yarın sosyalist olurum öbür gün clubber, işyerinde tam bir beyazyakalıyım aslında biliyorsun ama muhalif görünmek biraz zor. Yani arada düzgün kitaplar seçmek gerekiyor ve her yerde görünmemelisin.”

“Işığı söndürsene.” diyorum. Hiç farkında değilmiş gibi tepeye kaldırıyor bakışlarını ve “Tamam.” diyor. Kapatmıyor. Biraz olsun canını sıkmak için dün gece nerede kaldığını soruyorum. Bu babasının kendisine dün gece telefonda sorduğu soru ve ince bir espri yakalamışçasına gülümseyip “Aylin’de pek tabii” diyor. “Aferin” diyorum. Kapıyı açmak için anahtarı çevirirken iki saattir soramadığım soruyu kapı kapandıktan sonra kendime soruyorum çünkü o cevap vermiyor; nereye gidiyorsun?

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuGata
Sonraki konuHiç
"hiçbir şeye inanılmıyorsa, hiçbir şeyin anlamı yoksa, hiçbir değere 'evet' diyemiyorsak, her şey olanaklıdır, her şey önemsizdir... kötülük ve erdem de birer rastlantı ya da gelip geçici bir istektir." Albert Camus

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here