Bilgi paylaştıkça çoğalır

Ellerin titriyor olsa da güçlü olmak zorundasın. Çünkü hep güçlüydün, yanılsan da artık öyle olmak zorundasın. Aksini söylemek gibi bir lüks bırakılmadı sana. Söylesen de seni duyacak kişi o değil. Başkaları duyuyor, başkaları seviyor, başkaları özlüyor. ‘Daha iyisi’ kavramı gemiyi batıranlar için uydurulmuş bir yalan. Bunu en iyi sen biliyorsun. Şu an giydiğin ayakkabı seni sıkıyor ve karşında oturup konuşan insan da öyle. Gözlerinin içinden anlıyorsun konuşurken düşündüğü ne varsa. Üzülmemen için sırtını sıvazladığında dahi sana dokunuşu, ilerleyen zamanlara yatırım. Hayatta kendimizi korumak için hiçbir alarm sistemi geliştirilmemiş olabilir ama gemiyi önce fareler terk eder. Bilen bilir…

-Yarına koşarken-

Doğaüstü güçler, adı üstünde uzağındayız. Fakat öyle bir an gelir ki; zaman geçer, seni içine alır. Dinliyor gibi görünüp izlemeye başlarsın. Bazı insanlar keşfedilmemiş tüccar gibidir, önünüze kelepir fiyata ‘İran Halı’sı sunuyormuş gibi başlar konuşmaya. Zaman geçti gitti, geride kaldın. Duydukların ummadığından, cebindeymiş o taş.

-Düşer yine-

O yaz günü, suratına son defa baktıktan sonra yere yığılan adamın bakışlarını hatırladın. Ne zaman yere yığılacak gibi olsan hep hatırlardın. Can havli diye bir şey yoktur, can harbidir aslında olan. Sınırlarını senden daha iyi bilen yok, köprülerin denizi görür. Elin, yüzün, sırtın ve üstündeki zırhın bunu anlatıyor. Hep duyduğun gibi. Ya dağılacak ya da yığılacaktın. Seçimini yaptın, temizden olana. Rutubet kokan apartmanlardan hep korkmuşsundur.

“Kendinle konuşabilmenin yolu “sen” diye hitap etmektir.”

Bir yorumda siz bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here